"Ben Anaokulunu Bitireli 30 Yıl Oldu"
- Gökhan Avcı
- 3 Ara 2025
- 2 dakikada okunur

Bir şirket distopyasında çalışan olmanın absürd öyküsü
Bazı şirketlerin çalışanlarına olan tavrı, kendimizi bir anaokulu panayırında hissetmemize neden olur. Fikirlerimiz oyun hamuru, yeteneklerimiz boyama kitabı ve deneyimlerimiz ise “aferin” kazanmaya çalışan çocukların karalama defterine benzetilir. Ama fark etmedikleri bir şey var: Biz anaokulunu bitireli 30 yıl oldu ve artık o pasta şekeriyle kaplanmış aferinlere tokuz.
İşte şirketlerin çalışanlarını nasıl anaokulu müfredatına hapsettiğine dair mizahi bir analiz. Hazır olun, bazı yöneticiler okurken terleyecek!
Şirketlerin Çalışanı Anaokulu Öğrencisi Zannetme Halleri
1. “Aferin Çıkmazı”
Bir proje başarıyla tamamlandı mı? Harika! İşte ödülünüz: “Bununla ilgili başka neler yapabileceğimizi düşün.” Çalışanlara aferin dağıtmayı seven ama asla maaşa ya da terfiye çevirmeyen şirketlerin bu huyu, çocukları kandırmaya çalışan tatlı teyzelerden hallicedir. “Ay çok güzel yapmışsın ama bak bunun üstüne biraz daha pembe sim eklesek nasıl olur?” Hayır canım, sim eklemeyelim. Proje bitti. Teşekkür mü edeceksin, yoksa bahanelerle yeni işler mi yükleyeceksin?
2. “Teneffüs Yok Ama Fasulyeden Çalışan Bağlılığı Var”
Bir çalışana şunu sordunuz mu: “Neden sürekli telefona bakıyorsun?” İşte, işten kaçan bir anaokulu öğrencisi daha! Peki, aynı şirkete şunu sordunuz mu: “Bu insanların neden hiç mola vermeden çalışması gerekiyor?” Hayır, çünkü çalışanın öğle yemeği hakkı bile sanki onun can sıkıntısını geçirmesi için verilmiş bir lüks gibi görülüyor. Teneffüs mü? O da ne, bir performans metriği mi?
3. “Yıldızlı Pekiyi” Aldık Ama Hâlâ Yeterli Değiliz
Çalışanın her işini mükemmel yapmasına rağmen “Bir tık daha iyi olabilir” demek, anaokulunda “çiçeği dışına taşırmadan boya” dersinin yetişkin versiyonu gibidir. Şirketlerin bu tavrı, çalışanı bir süre sonra Picasso’nun Guernica’sını yapmaya çalışırken bile “Burada bir simetri eksikliği var” diye düşündürmeye iter. Artık yeter! Biz boyama kitabını bitirdik; çerçeve alıp duvara asma vakti geldi!
4. “Mikro Yönetim: Öğretmenime Söylerim”
Her gün detaylı raporlamalar, toplantı notları, “Slack’te yeşil ışığı niye yanmıyor?” gibi sorgular… Şirketler, yetişkin bireyleri sanki kaçamak yapmaya çalışan çocuklar gibi izliyor. Her çalışan, Google Drive’da bir belgede yanlış yerden başlayınca “öğretmenim bu sayfayı yanlış açmışlar” gibi hissettiriliyor. Ya bir rahat bırakın, büyüdük biz!
5. “Küçük Prens Olacağımızı Sandık, İsmail Abi Olduk”
Bir zamanlar işe girerken vaat edilen “kişisel gelişim”, “kendini kanıtlama fırsatı” ve “liderlik potansiyelini keşfetme” gibi laflar, anaokulu sınıfındaki hayali oyun köşesine çıkmak gibidir. Oyuncaklar süslüdür ama gerçek değildir. Gerçekte, şirkette herkesin bildiği gizli bir motto vardır: “Azıcık daha iş yap, gerisine karışma.”
Şirketlerin Bu Tavırlarının Sonuçları
Çalışanlar “Anaokulu Yorgunluğu Sendromu” yaşar. Sürekli öğretmene iyi görünmek için çaba harcamaktan bıkıp “Ben büyüdüm, hadi bana eyvallah” diyerek ayrılırlar.
Yetenekli çalışanların yerini “boyama kitabını taşırmadan boyayanlar” alır. Bu da şirketin yaratıcılığı öldürür.
Yöneticilere Tatlı Sert Bir Not
Eğer bu yazıyı okurken biraz rahatsız olduysanız, muhtemelen doğru yerdesiniz. Bir şirketin yönetici koltuğunda oturuyorsanız, çalışanlarınıza okul çocuğu muamelesi yapmaktan vazgeçin. Biz yetişkin insanlarız; fikirlerimiz, yeteneklerimiz ve birey olarak değerimiz var. Bizi sürekli “aferin”le kandırmaya çalışacağınıza, emeğimizi gerçekten takdir edin.
Unutmayın: Bir gün çalışanın gülümseyerek şu cümleyi kurduğu o anla karşılaşabilirsiniz:
“Ben anaokulunu bitireli 30 yıl oldu, ama siz hâlâ mezuniyet belgemi imzalamadınız. Hoşça kalın!”
Son olarak, şunu bir kenara not edin: Çalışanlar, şirketin oyun hamuru değil, o hamurdan heykel yapan sanatçılardır. Heykeltraşı küçümseyen, kendi vitrinini heykelsiz bırakır.








Yorumlar