Gelecek Satarken Geçmişe Sığınmak: Nostaljinin Fenomen Hali
- Gökhan Avcı
- 3 Ara 2025
- 2 dakikada okunur

Nereye baksak “o eski günler”in sesi yükseliyor. Ve işin ironisi: bu şarkıyı en gür söyleyenler, dönemin en modern kafaları. Bir zamanlar “gelecek burada” diye sahne alan hesaplar — hani şu listelerde hep en önde görünen, her postu binlerce kişiyle yankılanan profiller — şimdi sabah kahvesine “bizim zamanımızda…” dipnotu düşmeden başlayamıyor. Neyse, onlar kendini bilir; biz mevzuya bilimle girelim.
Nostaljinin nüvesi, hafızanın hilebazlığıdır. Davranışsal bilim bize yıllardır şunu söylüyor: Zihnimiz geçmişin acılarını törpüler, tatlılarını büyütür; buna “rosy retrospection” diyoruz. Belirsizlik yükseldikçe —enflasyon, kur dalgaları, teknolojik hız, kurumsal yeniden yapılanmalar— zihin “güvenli liman” olarak geçmişi idealize eder. Southampton ekolünün çalışmaları nostaljinin yalnızlık hissini azalttığını, aidiyeti arttırdığını, hatta stres altında psikolojik ve fiziksel iyi oluşa katkı sunduğunu gösteriyor. Kısacası nostalji, sert denizde yumuşak bir dengeleyici.
Ama bu duyguyu en hızlı ateşleyen şey, hatıranın kendisi değil; duyu kapıları. Kokuların tek bir nefeste zamanı büktüğünü hepimiz deneyimledik: bir bisküvinin, bir kolonya notasının, bir yaz akşamı melteminin… Deneysel çalışmalar nostalji manipülasyonlarında duyusal ipuçlarının pozitif duygu, aidiyet ve yaşam anlamı algısını belirgin biçimde artırdığını raporluyor. Başka bir deyişle, burnun beyni peşinden sürüklüyor; akıl sonradan gelir.
Peki bu tablo, neden bugün “en modern” görünenleri de çekiyor? Sosyolog Fred Davis’in işaret ettiği gibi nostalji, kişinin kendi biyografisini haklı çıkarma stratejisidir: “Biz daha iyiydik” demenin cilalı versiyonu. Yaş aldıkça “şimdiki zaman”ın kaosu artar, kıyaslama barı yükselir; geçmişse hatıranın lo-fi filtresiyle pürüzsüz görünür. Bu yüzden bir zamanların “trend avcıları”nın bugün “eski okul” romantizmine meyletmesi şaşırtıcı değil — insani.
Ve burada devreye bizim fenomen dostlarımız giriyor. Futurist kimliğiyle tanınan Ufuk Tarhan 1956 model bir BMW reklamını paylaşıp “Nereden nereye?” diye yazabiliyor. Yani geleceği satarken bile geçmişin cilasına başvuruyor. Alphan Manas ise daha da net: “Nostalji yaşamaya bile vaktimizin olmayacağı günlere ilerliyoruz” diye tweet atıyor. Bir yandan “nostaljiye vaktimiz yok” diyor, diğer yandan eski teknoloji vizyonlarını “nostalji günü” etiketiyle hatırlatıyor. Yani hem bugünü, hem geçmişi, hem de geleceği aynı anda paketleyen bir anlatı… Ama bu paket fazla sıkı sarıldığında, bugünü yaşamak yerine hep zamanlar arasında mekik dokumaya dönüşüyor.
Benzer şekilde, Beyhan Budak bir fotoğrafını koyup “Bu fotoğrafta ben 10-12 yaşındaydım, bir ömrün yarısı bir mahallede geçti, geriye sadece anılar kalıyor” diyebiliyor. O anı samimi ve duygusal; ama yüzbinlerce takipçiye nostaljiyle harmanlanmış bir “bizim zamanımız” hissi yayıldığında, işte tam burada bugünün enerjisi törpüleniyor. Omer Barbaros Yis ’in “nostaljik hediye” teşekkürleri de aynı kulvarda: bireysel düzeyde tatlı bir jest, kitlesel düzeyde ise geçmişin sembollerini bugünün pazarlama aracı hâline getiren bir refleks. Dr. Sertaç Doğanay da 2000’lerin başındaki iş deneyimlerini paylaşıyor; hatırlatma amacıyla yazıyor belki, ama orada da “geçmişte işler daha gerçekti” alt metni seziliyor.
Markalara gelince… Nostalji, duyguyu ürüne dönüştürmenin en rafine yollarından biri. Duyusal tetikleyicilerle (koku, tat, jingle) kol kola giden bir “throwback” estetiği tüketicide hem güven hem aidiyet satıyor. Retro ambalajlar, dönem fontları, dönemin kült kodlarıyla kurgulanan deneyimler… Hepsi modernin yorgun omuzlarına hafif bir şal bırakıyor. Buradaki ince çizgi şu: Dozu kaçtığında, bugünü değersizleştirir; doğru dozda verildiğinde, bugüne bağ kurdurur. Bilim de bunu söylüyor: nostalji iyi oluşu artırır ama gerçeklikten kaçışa dönüşürse regülasyon yeteneğini zayıflatır; denge şart.
Kapanışı şöyle yapalım: Eskiye övgü, bugüne sövgüye dönüşmesin. Duyguyu verelim, davranışı bugüne bağlayalım. Ufuk Tarhan’ın retro reklamları, Alphan Manas’ın “nostalji günleri”, Beyhan Budak’ın mahalle anıları, Ömer Barbaros’un nostaljik hediyeleri, Sertaç Doğanay’ın iş hatıraları… Hepsi insani, hepsi anlaşılır. Ama bize düşen, bu iğne uçlarını birer deneyimsel veri olarak görmek; bugünü unutturan değil, bugünü güçlendiren bir stratejiyle kullanmak.








Yorumlar