Aylak Sınıfın Teorisi: Gösterişçi Tüketimden Prekarya’ya, Çalışan Sınıfın “Havuz Başında Toplantı” Hayaline ve Sosyal Güvenlik Krizine Uzanan Tiyatro
- Gökhan Avcı
- 3 Ara 2025
- 10 dakikada okunur

Thorstein Veblen’in 1899’da yazdığı Aylak Sınıfın Teorisi, insanlık tarihinin belki de en ironik zaafını masaya yatırıyor: lüks tüketim ve gösteriş tutkusu. Kitap, zenginlik ile statü arasında kurulan ilişkiyi, sınıfların davranışlarını ve herkesin neden aylak sınıfa öykündüğünü rahatsız edici bir dürüstlükle anlatıyor. Veblen’in döneminde kaleme alınmış bu teoriler, bugünün Instagram çağında daha da anlam kazanıyor. Ancak bu hikâyede yalnızca prekarya değil, aylak sınıf ve çalışan sınıf da başrollerde. O zaman başlayalım.
Sınıfların Davranışları: Lüksün Hiyerarşisi
1. Aylak Sınıf: Zenginliğin Aristokratları
Aylak sınıf, adeta bu hikâyenin başrolü. Zenginlik, boş zaman ve görünür lüks onların en büyük sermayesidir. Ancak mesele yalnızca zenginlik değildir; mesele, bu zenginliği sergilemenin sanatıyla ilgilidir.
Aylaklığın Felsefesi:
Veblen’e göre, aylak sınıf üretken değildir; aksine, üretimden uzak durarak üstünlüklerini ispat ederler. "Ben çalışmam, çalıştırırım," onların mottosudur. Emeğin kutsallığı mı? Hadi canım, onların dünyasında “çalışmak,” aşağı tabakaların bir işidir.
Aylaklık, fiziksel olarak bir şey yapmamakla değil, yaptığını elit göstermekle ilgilidir. Golf turnuvasına katılmak, yelken sporuyla ilgilenmek ya da egzotik bir tatilde bulunmak... Bunlar boş zaman harcamaktan öte, statü sembollerini parlatma yöntemleridir.
Gösterişçi Tüketimin Kralları:
Aylak sınıf, tüketimi sadece bireysel keyif için yapmaz; tüketim, onların "Ben üstünüm" mesajını iletmek için kullandığı bir araçtır. Pahalı arabalar, dev malikaneler, lüks restoranlarda akşam yemekleri… Bu eylemler, zenginliği "Bakın, bunu yapabiliyorum!" şeklinde topluma ilan eder. Antika koleksiyonu yapan biri, bu koleksiyonu aslında geçmişe olan sevgisi için yapmaz. Asıl amaç, “bakın, bunları alacak kadar bilgi ve param var” demektir.
Aylaklığın Modern Versiyonu:
2024’te aylak sınıf, sahnesini sosyal medyaya taşıdı. Bugün onların zenginlik tiyatrosunu egzotik tatil fotoğraflarında, özel jetlerden verilen pozlarda ya da sanat koleksiyonlarının sergilendiği müzayedelerde görebilirsiniz. Örneğin, sıradan bir kahve molası? Aylak sınıf için bu bir latte değil, pahalı bir sanat eseri gibi görülmelidir: doğru ışık, doğru arka plan, doğru filtre… Çünkü görünmeyen bir latte, hiç içilmemiş demektir.
2. Çalışan Sınıf: Sistemin Omurgası Ama Hayalleriyle Yüklü
Aylak sınıfın şatafatlı gösterişine karşılık, çalışan sınıf gerçek dünya ile baş başadır. Ekonomik üretimin yükü onların omuzlarındadır. Ancak 2024’e geldiğimizde çalışan sınıf, kendini yalnızca “çalışan” olarak tanımlamak istemiyor; onlar da aylak sınıfın büyüleyici yaşam tarzına yaklaşmak istiyor.
Çalışma ve Hayatta Kalma Döngüsü:
Çalışan sınıf, emeğiyle geçinir. Onların tüketimi, genellikle hayatta kalmaya ve temel ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir. Ancak bu sınıf, Veblen’in “gösterişçi tüketim” kavramına kayıtsız kalamaz.
Çalışan sınıfın bazı üyeleri, aylak sınıfa öykünmek için elinden geleni yapar. Bu öykünme genellikle “ben de varım” deme çabasıdır. Maaşın bir kısmını lüks bir tatil için harcamak, Starbucks kahvesine verilen fazla ücret ya da “özel bir şey” almak için kredi çekmek.
Remote Çalışma: Modern Çağın Aylaklık Arzusu
Bugün çalışan sınıfın en büyük hayali, remote çalışma trendiyle şekilleniyor. "Havuz başında toplantı yapıyorum" ya da "Bali’den Zoom’a bağlanıyorum" söylemleri, aslında aylak sınıfın yaşam tarzına olan bir özlemin dışavurumudur.
Ancak bu durum bir ironi taşır: Havuz başında çalışmak, aslında hala sistemin çarkları arasında sıkışmış olmanın modern bir versiyonudur. Aylak sınıf bunu izlemez, onlar zaten o havuzun şezlongunda uzanıyordur.
Çalışan Sınıfın Psikolojik Yorgunluğu:
Çalışan sınıf, bir yandan sistemin devamlılığını sağlarken bir yandan da sürekli “yükselme” baskısıyla karşı karşıyadır. Bu baskı, bazen onları prekarya ile aynı kaderi paylaşmaya iter. Daha fazla çalışmak, daha fazla tüketmek, daha fazla borçlanmak...
3. Prekarya: Modern Zamanların Trajik Figürü
Prekarya, aylak sınıfın gösterişçi tüketim tiyatrosuna en çok öykünen, ancak aynı zamanda sistemden en fazla zarar gören sınıftır. (Detayları yukarıda genişçe anlatılmıştı.) Ancak burada önemli olan nokta, prekaryanın hem çalışan sınıfla hem de aylak sınıfla olan ilişkisi:
Prekarya, ekonomik güvenceye sahip olmayan bir çalışan sınıf üyesi gibi hareket eder ama tüketim alışkanlıklarında aylak sınıfa öykünür.
Aylak sınıfın tüketim normlarını benimsemek için borçlanır, ancak bu borç onu sistemin daha derinlerine iter.
Tüketimin Sembolik Karşılıkları: Zenginlik Tiyatrosu
Thorstein Veblen’in teorisine göre, tüketim yalnızca fiziksel ihtiyaçları karşılamak için değil, toplumsal statüyü göstermek ve pekiştirmek için yapılır. Bu "zenginlik tiyatrosu", sınıfların kimliğini belirleyen bir sahnedir. Ancak sahnenin gerisinde, tüketim davranışlarının psikolojik, sosyolojik ve ekonomik boyutları vardır. Bu bölümde, bu tiyatronun alt metinlerini daha detaylı şekilde ele alacağız.
1. Gösterişçi Tüketim: Statünün Açık İfadesi
Gösterişçi tüketim, bireylerin maddi varlıklarını, statülerini ve sosyal konumlarını sergilemek için kullandıkları bir araçtır. Bu davranış, "Ben bunu yapabiliyorum çünkü buradayım" mesajını iletmenin en doğrudan yoludur.
Nasıl Çalışır?
Lüks Markalar ve Ürünler: Statü göstergesi olabilecek pahalı çantalar, arabalar, mücevherler veya teknolojik cihazlar satın alınır. Ancak asıl mesele bu eşyaların işlevi değil, toplumsal algıdaki yeridir. Bir kişi sıradan bir saat yerine Rolex tercih ettiğinde, bu yalnızca zamanı gösteren bir cihaz değil, aynı zamanda "Ben bu ligde oynuyorum" demenin bir yoludur.
Sosyal Medyada Tüketim: Modern dünyada gösterişçi tüketim artık fiziksel mekânlarla sınırlı değil; Instagram, TikTok gibi platformlarda yeni bir boyut kazanmıştır. Artık pahalı bir akşam yemeği veya egzotik bir tatil, sadece deneyimlenmez; görünür hale getirilir ve "like" sayısı ile onaylanır.
Psikolojik Etkiler:
Gösterişçi tüketim, bireylerin özsaygısını artırabilir. Ancak bu genellikle kısa sürelidir. Çünkü bir kişi pahalı bir ürün aldığında, aynı ürüne sahip başkalarının varlığı, o ürünün statü değerini düşürür. Bu da "bir üst seviyeye" geçme arzusunu doğurur.
2. Statü Sembolleri: Ayrışmanın Kodları
Statü sembolleri, bireylerin toplumdaki yerlerini tanımlayan ve sınıfları birbirinden ayıran araçlardır. Bu semboller, sosyal hiyerarşiyi güçlendiren ve yeniden üreten bir mekanizma olarak işlev görür.
Sembollerin Evrimi:
1899: O dönemde zenginlik, fiziksel mal varlığı (örneğin, büyük malikâneler, özel tasarım mobilyalar) ile gösterilirdi.
2024: Günümüzde semboller, deneyimlere ve "anlamlı" lükslere kaymıştır. Organik besinler, çevre dostu arabalar ve nadir sanat eserleri, modern statü sembolleri haline gelmiştir.
Sınıflar Arasındaki Yarış:
Aylak sınıf, sürekli yeni ve ulaşılması zor semboller üretir. Ancak çalışan sınıf ve prekarya, bu sembolleri taklit etmeye çalışır. Bu taklit, sembollerin değerini düşürdüğünde, aylak sınıf yeni semboller arayışına girer.
Tesla'nın bir zamanlar sadece çevreci bir araç değil, aynı zamanda bir statü sembolü olması. Ancak yaygınlaşmasıyla birlikte Tesla sahibi olmak, eski "prestijini" kaybetmiştir.
3. Gösterişçi Boş Zaman: Çalışmamayı Çalışarak Göstermek
Gösterişçi boş zaman, bireyin "Benim bu kadar zamanım var çünkü çalışmak zorunda değilim" mesajını iletmesinin bir yoludur. Ancak günümüzde bu kavram, çalışanın da sahiplendiği bir gösteri haline gelmiştir.
Aylak Sınıfın Boş Zamanı:
Aylak sınıf için boş zaman, golf oynamak, egzotik bir tatilde kitap okumak ya da bir sanat müzayedesine katılmak gibi "elit" aktivitelerle doldurulur. Boş zamanı üretken olmayan ama "sofistike" faaliyetlerle geçirmek, zenginliğin en doğrudan göstergesidir.
Çalışan Sınıfın Gösterişçi Boş Zamanı:
Çalışan sınıf, özellikle remote çalışma trendi ile gösterişçi boş zamanı sahiplenmeye çalışır. "Havuz başında çalışıyorum" gibi söylemler, bu boş zamanın modern bir versiyonudur. Çalışırken boş zaman sahibi olduğunu göstermek, aslında sistemin bir aldatmacasıdır. Çünkü aylak sınıfın "boş zamanı" ile çalışan sınıfın "çalışarak boş zamanı" aynı şey değildir.
4. Tüketim ve Kimlik İnşası: "Ben Kimim?"
Tüketim, bireylerin kimliklerini ifade etme ve toplumsal konumlarını tanımlama aracı haline gelmiştir. Bugün insanlar yalnızca ne satın aldıklarıyla değil, nasıl satın aldıklarıyla da kimliklerini oluştururlar.
Lüksün Kimlik Üzerindeki Etkisi:
Lüks tüketim, bireylerin kendilerini belirli bir sosyal sınıfa ait hissetmesini sağlar. Ancak bu aidiyet genellikle yüzeysel ve kırılgandır. Çünkü birey, tüketimi bırakırsa kimlik de zedelenir. Pahalı bir spor salonuna üye olmak, yalnızca fiziksel bir aktivite değil, aynı zamanda bireyin "sağlıklı, elit bir yaşam tarzı sürdürdüğünü" göstermesidir.
Sosyal Medya ve Kimlik Performansı:
İnsanlar artık tüketim alışkanlıklarını sosyal medyada sergileyerek bir kimlik performansı sergiler. "Ben buyum, bakın!" deme şekli, beğeniler ve yorumlarla pekişir. Sağlıklı yaşam trendinde pahalı bir smoothie bardağını paylaşmak, bireyin "bilinçli tüketici" kimliğini göstermesinin bir yoludur.
5. Tüketimin Sosyal ve Ekolojik Yansımaları
Tüketimin sembolik boyutları yalnızca bireysel veya sınıfsal bir mesele değildir; bu davranışların toplumsal ve çevresel etkileri de vardır.
Ekonomik Yük:
Gösterişçi tüketim, ekonomik eşitsizliği artırır. Özellikle prekarya ve çalışan sınıf, gösterişçi tüketim alışkanlıklarına kapılarak gelirinin ötesinde harcama yapar ve borçlanır.
Ekolojik Yıkım:
Statü yarışı için üretilen lüks mallar ve deneyimler, doğal kaynakların hızla tükenmesine yol açar. Egzotik tatillerin karbon ayak izi ya da yüksek teknoloji ürünlerinin çevresel maliyeti, bu yarışın görünmeyen bedellerindendir.
Toplumsal Bölünme:
Lüks tüketim ve statü sembolleri, sınıflar arasındaki uçurumu daha da derinleştirir. Aylak sınıf, bu sembollerle diğer sınıflardan ayrışırken, alt sınıflar bu sembollere ulaşamadıkça sistemden daha fazla dışlanır.
1899’dan 2024’e: Ne Değişti, Ne Aynı Kaldı?
Thorstein Veblen’in Aylak Sınıfın Teorisi'nde ele aldığı tüketim alışkanlıkları ve sınıfsal farklılıklar, 1899’dan 2024’e kadar hem değişimlere hem de sürekliliklere tanıklık etti. Dijitalleşme, çalışma biçimlerindeki dönüşüm ve ekonomik sistemler, bu teoriyi güncel hale getirse de, özünde insanın statü arayışı ve gösterişçi tüketim tutkusu aynı kaldı. İşte değişen ve değişmeyen dinamiklerin detaylı bir analizi:
Değişen Dinamikler
1. Dijitalleşme: Zenginlik Tiyatrosunun Yeni Sahnesi
1899’da zenginlik, fiziksel dünyada sergilenen bir gösteriydi: malikâneler, büyük bahçeler, görkemli davetler ve sanata yatırım. 2024’te ise bu sahne, dijital dünyaya taşındı. Instagram, TikTok ve YouTube gibi platformlar, bireylerin tüketim alışkanlıklarını, deneyimlerini ve lüks yaşamlarını sergilediği yeni bir arena haline geldi.
Nasıl İşliyor?
Görünürlük ve Beğeni Ekonomisi: Modern dünyada lüks bir restoran, egzotik bir tatil ya da pahalı bir kıyafet, sosyal medyada paylaşılmadıkça değerini kaybeder. Artık sadece sahip olmak değil, bunu “kimlerin gördüğü” önemlidir. Bir Hermes çanta yalnızca bir aksesuar değil, Instagram’da yüzlerce beğeni toplamak için bir araçtır.
Statü Yarışının Hızlanması: Sosyal medya, zenginlik tiyatrosunu daha geniş kitlelere ulaştırdı. Eskiden aylak sınıfın tüketim pratiklerini görmek için fiziksel olarak onların çevresinde bulunmak gerekirdi. Bugün, bu pratiklere bir tıkla ulaşılabilir. Ancak bu, statü yarışını hızlandırarak tüketim baskısını artırmıştır.
Dijitalleşme, gösterişçi tüketimi sadece hızlandırmakla kalmamış, aynı zamanda daha geniş kitlelere yaymıştır. Artık sadece aylak sınıf değil, çalışan sınıf ve prekarya da dijital platformlarda tüketimlerini sergilemek için çabalamaktadır.
2. Remote Çalışma: Çalışan Sınıfın Aylaklık Hayali
1899’da çalışan sınıf, işyerlerinde fiziksel olarak bulunarak üretimin temelini oluşturuyordu. Ancak 2024’te uzaktan çalışma, çalışan sınıfın hayatına yeni bir boyut kazandırdı. Remote çalışma, hem çalışanların ekonomik sistem içindeki rolünü değiştirdi hem de aylak sınıfa öykünmenin yeni bir yolunu sundu.
Aylak Sınıfa Yaklaşma Çabası:
Remote çalışmanın cazibesi, çalışan sınıfın "çalışırken tatil yapıyorum" algısı yaratma arzusuna dayanır. Havuz başında laptopuyla bir Zoom toplantısına katılmak, aslında "Ben aylak sınıfa biraz daha yakınım" mesajını verir.
Ancak burada bir ironi yatar: Gerçekten aylak olan sınıf, o sırada Zoom toplantısı yapmaz; havuz başında rahatça güneşlenir.
Üretim ve Tüketim Dengesi:
Remote çalışma, üretkenlik ile kişisel zaman arasındaki sınırları bulanıklaştırmıştır. Bu durum, çalışan sınıfı fiziksel olarak özgürleştirirken, aynı zamanda zihinsel olarak daha fazla baskı altına alır. İşin sürekli erişilebilir hale gelmesi, boş zamanın da tüketimle dolmasına neden olur.
Remote çalışma, bir özgürleşme aracı gibi görünse de, çalışan sınıfın aylak sınıfa öykünme arzusunu artırarak tüketim baskısını daha da yoğunlaştırmıştır.
Değişmeyen Dinamikler
1. Gösterişçi Tüketim ve Statü Rekabeti
Veblen’in 1899’da altını çizdiği gösterişçi tüketim, bugüne kadar geçerliliğini koruyan en temel kavramlardan biri. İnsanlar hâlâ tüketim yoluyla statü yarışına giriyor ve bu yarış, sınıflar arasında ayrışmayı daha da derinleştiriyor.
Statü Rekabetinin Mekanizmaları:
Yüksek Sınıfların Ayrışma Çabası: Aylak sınıf, kendini çalışan sınıftan ve prekaryadan ayrıştırmak için sürekli yeni semboller yaratır. Bugün bu semboller, sürdürülebilir lüks, organik beslenme ve çevre dostu teknolojilere kaymıştır. Bir Tesla sahibi olmak, sadece bir araba sahibi olmak değil; aynı zamanda çevreci bir bilince, ileri teknolojiye ve ekonomik güce sahip olmak anlamına gelir.
Alt Sınıfların Öykünme Çabası: Çalışan sınıf ve prekarya, bu sembollere ulaşmak için borçlanma ve aşırı tüketim döngüsüne girer. Ancak bu çaba, genellikle ekonomik kırılganlıklarını artırır.
Gösterişçi tüketim, sınıfsal farklılıkları görünür hale getirmenin en güçlü aracı olmaya devam etmektedir. Aylak sınıf, bu yarışın her zaman kazananı, çalışan sınıf ve prekarya ise kaybedenleri olarak kalır.
2. Tüketim Yoluyla Ayrışma
Veblen’in tanımladığı tüketim yoluyla ayrışma, 2024’te hâlâ geçerlidir. Aylak sınıf, kendini diğer sınıflardan ayırmak ve farklılığını pekiştirmek için sürekli yeni tüketim biçimleri yaratır.
Ayrışmanın Araçları:
Yeni Tüketim Trendleri: Aylak sınıf, sürdürülebilirlik, minimalizm ve deneyim odaklı tüketim gibi trendlerle alt sınıflardan ayrışmayı sürdürür. Artık yalnızca pahalı bir restoran değil, organik ve yerel ürünlerle hazırlanmış bir “şef masası” deneyimi tercih edilir.
Yüksek Kültür Tüketimi: Sanat, antika, müzayede gibi yüksek kültür unsurları, aylak sınıfın kendini ayrıştırmasının bir diğer yoludur. Bu tüketim pratikleri, alt sınıfların erişimine kapalıdır.
Alt Sınıflar Üzerindeki Etkisi:
Alt sınıflar, bu ayrışmaya ayak uydurabilmek için borçlanarak sembolleri taklit etmeye çalışır. Ancak bu çaba, onları finansal olarak daha da kırılgan hale getirir.
Tüketim yoluyla ayrışma, toplumsal hiyerarşiyi sürdürmenin ve yeniden üretmenin en etkili yollarından biri olarak varlığını korumaktadır.
Sonuç: Modern Toplumda Sınıfların Karanlık İronisi
Bugün, Aylak Sınıfın Teorisi hâlâ geçerliliğini koruyor, ancak şimdi bu tiyatronun ışıkları daha parlak, maskeleri daha kalın, ve sahne çok daha kalabalık. Aylak sınıf, gösterişçi tüketimin başrolünde; çalışan sınıf, sisteme omuz verip hayalleriyle eziliyor; prekarya ise bu oyunun en trajik aktörü. Ve işte burada asıl ironi başlıyor: Sahnede oynayan herkesin alkışı sistem topluyor.
Ancak gelin biraz dürüst olalım: Hepimiz bu oyunun içinde bir yerlerde figüranız. Ve bu figüranlık bazen öyle karanlık bir hal alıyor ki, tiyatronun parıltısı altında can çekiştiğimizi unutuyoruz. Kahvenizi elinize alın, sahnenizdeki yerinize oturun ve gerçekleri izlemeye başlayın.
Aylak Sınıf: Zenginliğin Kutsal Tapınağı
Aylak sınıf, zenginlik ve statü tiyatrosunun tanrılarıdır. Onlar tüketir, gösterir ve tüm oyunun kurallarını belirler. Peki, onların "lüks" dedikleri nedir? Altın varaklı duş başlıkları mı, yoksa Alp Dağları'nda helikopterle yapılan kayak mı? Hayır, aylak sınıfın lüksü, çalışmama özgürlüğüdür.
Ama bu özgürlük, pek masum değildir.
Örnek: Bir aylak sınıf üyesinin bir tabak yemek için ödediği parayla, bir prekarya ailesi bir ay geçinir. Ama o yemek paylaşılmadan bitirilmez; çünkü o yemeğin amacı doymak değil, "bakın ne kadar rafine bir zevkim var" demektir.
Aylak sınıfın dünyasında gerçeklik yoktur, yalnızca vitrin vardır. Onlar için dünya, bir Instagram postunun arka planından ibarettir. O postu beğenenler arasında çalışan sınıf ve prekarya da vardır. Çünkü kimse "Bu çok saçma!" diyerek sahneyi terk etmek istemez. Kim bilir, belki bir gün o vitrinin içine girebiliriz, değil mi?
Çalışan Sınıf: Hayalleriyle Yük Taşıyan Hamallar
Çalışan sınıf, sahnenin en dramatik oyuncularıdır. Onlar sistemin dişlileri arasında ezilir, ama yine de hayalleriyle var olmaya çalışır. Onların hayali, bir gün aylak sınıf gibi rahat bir hayat yaşamaktır. Ama o hayalin bedeli, huzurlarınızda: tükenmişlik sendromu!
Çalışan sınıf, remote çalışma sayesinde özgürleştiğini sanır. Ama o "havuz başında Zoom toplantısı" dediğiniz şey, yalnızca bilgisayarın başındaki köleliğin manzara değişikliğidir. Havuzun kenarında olmak sizi özgür yapmaz; o havuza atlamayı düşünmediğiniz sürece!
Ve en kötüsü şu ki, çalışan sınıf öyle bir illüzyona inanır ki, kendini "Ben en azından prekarya değilim" diyerek teselli eder. Oysa gerçek şu ki: Aylak sınıfın bir şişe şampanya açmasıyla kaybedilen miktar, çalışanın bir haftalık maaşıdır.
Prekarya: Zenginliğin Altında Ezilenler
Prekarya, bu tiyatronun en karanlık oyuncusudur. Onlar sahneye çıkamazlar, sadece seyircidirler. Ama seyircinin de bir bedeli vardır. O bedel: borç ve bitmeyen bir tüketim kısır döngüsü.
Prekaryanın Instagram’da bir “lüks kahve” fotoğrafı paylaşabilmesi için önce maaşının yarısını o kahveye harcaması, sonra da aldığı krediyi ödemek için iki işte birden çalışması gerekir. Ama o kahve bardağı olmadan kendini insan gibi hissetmek mümkün mü? Tabii ki hayır! Çünkü kahve içmek değil, o kahveyle "var olabilmek" önemlidir.
Prekarya, "ben de varım" diyebilmek için her şeyi yapar. Lüks bir çantayı kiralar, bir haftalık tatili taksitle alır ve sonra geriye kalan hayatını o tatilin fotoğrafına bakarak geçirir. Ama bilmez ki, o tatil hiçbir zaman "kendisine ait" olmamıştır.
Zenginlik Tiyatrosunun Karanlık Perdesi
En büyük ironi şu: Bu tiyatroda ne kadar çabalarsanız çabalayın, başrolü asla alamazsınız. Çünkü başrol, sistemin kendisidir.
Sahne dekoru değişir; bir gün malikâne, bir gün Instagram'daki lüks kahve. Oyuncular değişir; bir gün aylak sınıfın yeni nesli, bir gün çalışan sınıfın remote hayali. Ama sistem asla değişmez. Çünkü herkes bu oyunun devam etmesi için oynar. Siz de oynarsınız.
Peki ya "bu tiyatrodan çıkmak"? İşte o, sistemin asla size teklif etmeyeceği bir seçenek.
Son Bir Not: Hangi Sınıftasınız?
Şimdi lüks bir kahve alın ve bu tiyatroda nerede olduğunuzu düşünün. Ama şunu unutmayın:
Eğer kahve fotoğrafını paylaşmazsanız, tüketiminiz hiçbir anlam ifade etmez.
Eğer borçlarınızı hatırlamıyorsanız, muhtemelen bu tiyatroda seyirci bile değilsinizdir.
Ve eğer bu yazıyı okurken "Ama ben bu oyunun dışında kalabilirim" diye düşünüyorsanız… İşte o zaman sistem sizi çoktan kazanmış demektir.
😊 Tiyatronun ışıkları hep açık kalsın, sahneniz bol olsun. Ama dikkat edin, perde arkasında ezilenlerden biri olmayın!








Yorumlar